fbpx
 

AvrupaParis Gezi Rehberi

Sen Nehri çevresine kurulmuş olan ve Dünya’nın en çok ziyaret edilen şehri Paris, Fransanın başkentidir. Sanatın mimari ile buluştuğu ve romantik atmosferiyle Avrupa’nın popüler şehirlerinden biri. Aynı zamanda başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yer almaktadır. Moda ve lüksün dünya başkenti Paris, “Işık Şehir” diye de anılmaktadır.

Sen Nehri çevresine kurulmuş olan ve Dünya’nın en çok ziyaret edilen şehri Paris, Fransanın başkentidir. Sanatın mimari ile buluştuğu ve romantik atmosferiyle Avrupa’nın popüler şehirlerinden biri. Aynı zamanda başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yer almaktadır. Moda ve lüksün dünya başkenti Paris, “Işık Şehir” diye de anılmaktadır.

 

Paris Gezilecek Yerler

Eyfel Kulesi

Paris Kulesi olarak da bilinen Eyfel, Fransız Devrimi’nin 100. yıl dönümünde düzenlenen dünya fuarı için tasarlandı. İlk önce Barcelona’da 1888 Dünya Fuarı için yapılması planlanan kule, bu fikrin reddedilmesi nedeniyle, Paris fuarının giriş kapısı olarak inşasına 1887’de başlanarak 1889’de tamamlandı. Eyfel Kulesi’nin 1909’da sökülmesi planlanıyordu, ancak kule, iletişim için çok uygun yükseklikte olduğundan radyo anteni olarak kullanılmasına karar verildi.

3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirdi. Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durum.

Eyfel Kulesi’nin inşası 3 yılda bitti ve 300 metre yüksekliğinde, 24 metrelik bir antene sahip tam 7,900 ton ağırlığında devasa bir yapı ortaya çıktı ve Paris’in o zamanki en büyük yapısı olarak tarihteki yerini almış oldu. Radyo vericileri ile birlikte Eyfel Kulesi 327 metre yüksekliğe sahip.

Eyfel Kulesi günümüzde ise Fransa’nın en yüksek 5. yapısı konumunda. Bugün yılda 7 milyon turist çeken Eyfel Kulesi, dünyanın parayla en çok ziyaret edilen anıtı unvanına sahip.

Louvre Müzesi

Aslında bugün müze olarak kullanılan bina ilk başta bir kale olarak yapılmış. 1190 yılında Kral Philippe Auguste tarafından yaptırılan bu kale 14. YY başlarında Kral V. Charles tarafından malikaneye dönüştürülmüş ve 16. YY’da da Kral I. François burayı Kraliyet Sarayı olarak kullanmış.

Bu dönemde İtalya’dan getirtilen 12 tablo ile de Kraliyet Sanat Koleksiyonu’nun temelleri atılmış ve ardından geçen sürede koleksiyona sürekli eklemeler yapılmış. Ayrıca dönemin kraliyet ailesi sadece sanat eserleri toplamakla da yetinmemiş, 1692 yılında Kral XIV. Charles burada iki sanat akademisi kurmuş. 1793 yılına gelindiğinde ise Kraliyet Ailesi’nin resmi konut olarak Versailles Sarayı’na taşınmasıyla Louvre Müzesi, bir müze olarak toplamda 537 adet eserle halkın ziyaretine açılmış. Tabii koleksiyonun genişlemesi de bu tarihten sonra hızlanmış ve bugünkü 350 binden fazla sayıda esere çok kısa bir sürede ulaşılmış.

Notre Dame Katedrali

Tarihi Paris‘in tarihiyle beraber seyreden, ülkenin coğrafi ve ruhsal anlamda da merkezi sayılan Notre Dame Katedrali Paris’i ziyaret eden turistlerin de en popüler uğrak noktalarından. Yılda ortalama 13 milyon ziyaretçi burayı görmeye geliyor. Ki bu Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi gibi simge yapıların bile ziyaretçi sayısından yüksek bir rakam.

Romanlara ilham olmuş katedral için “Tarih ve Sanatın Katedrali” demek de hiç yanlış olmaz.

Seine Nehri’ndeki küçük bi adada (île de la Cité) yer alan Notre Dame Katedrali devasa boyutları, Roma – Gotik stili karışımı mimarisi, görkemli süslemeleri, pencereleri ve vitrayları, sahip olduğu sanat eserleri ve 2000 yılı bulan tarihi ile Paris ziyaretinde görmeden dönmemeniz gereken yapılardan.

37 şapel, 75 dev sütundan oluşan 130 metre genişliğindeki katedral aynı anda 9 bin kişinin ibadet edebilmesine de olanak sağlıyor. Adı Fransızca’da “Kutsal Bakire” veya “Meryem Anamız” anlamına gelen, tarihte dönüm noktası sayılan olaylara tanıklık etmiş, kendi başından da çeşitli badireler geçmiş bir yapı olarak Notre Dame Katedrali, geçirdiğiniz her saniyenin karşılığını fazlasıyla veriyor.

2019 yılı ağır yangın badiresini de atlatacak ve ayakta kalmaya devam edecek..

Şanzelize Bulvarı

Şanzelize Caddesi(Champs-Elysees), Paris’in tarihi yapıları kadar ünlü olan bir yeridir. Dünyanın en bilindik ve lüks bulvarlarından olan Şanzelize günümüzde turistlerin de yoğun ilgi gösterdiği bir yerdir.

1667 yılında Louis XIV’nin bahçıvanı Andre Le Notre tarafından Tuileries Bahçesi manzarasını genişletmek için yapılan cadde yıllar içinde devamlı olarak gelişmiştir. 2 kilometre uzunluktaki caddenin bir ucunda Paris’in en ünlü simgelerinden olan Zafer Takı bulunmaktadır. Dilerseniz Zafer Takı’nın seyir terasına çıkarak da Şanzelize Caddesi’nin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. Caddenin diğer ucu ise şehrin ünlü meydanı Concorde’a uzanır. Günümüzde cadde, birbirinden lüks moda markalarının mağazalarına, kafe ve restoranlara, sinemalara, turistik dükkânlara ev sahipliği yapar.

Sacre Coeur Bazilikası

Paris‘in Ressamlar Tepesi, Montmartre‘de zarif bir kuğu gibi görülen Sacre Coeur Bazilikası şehirdeki en önemli tarihi ve dini yapılardan biri. Aslında 20.YY’ın başlarında açılmış olması sebebiyle kentin en eski yapılarından sayılmıyor ancak en etkileyicilerinden biri olduğu da kesin. Sacre Coeur Bazilikası hem bembeyaz rengi ve kubbeleri ile bir pastayı andırdığı için “düğün pastası“, hem de yapımında kullanılan taşların özelliği nedeniyle her yağmurda kendini temizlemesinden dolayı “kendi kendini temizleyen kilise” gibi takma isimlerle de anılıyor.

Moulin Rouge

Moulin Rouge Kabaresi dünyanın en eski ve en bilindik kabaresidir. Aynı zamanda Paris’te yer alan salonun adı da Moulin Rouge’dur. Salon 120 yıl önce açılmıştır. Ancak bu denli yaşlı olmasına rağmen bu salon günümüzdeki en popüler salonlarla aynı standartlara sahiptir. Salonun tepesinde yer alan kocaman kırmızı değirmenden dolayı buraya “Kırmızı Değirmen” de denilmektedir. Moulin Rouge Kabaresi’nde en çok dikkat çeken ise eskilerden beri büyük bir ilgi ile izlenen Can – Can dansıdır. Bu dans baştan çıkaran ve oldukça seksi figürlere sahip bir dans şeklidir.

Ressamlar Tepesi

Ressamlar Tepesi, orijinal adıyla Place du Tertre, Paris’te en çok ilginizi çekecek yerlerden biridir. Adı her ne kadar “tepe” olarak geçse de burası Montmartre Tepesi‘nin ressamlarla dolu olan meydanıdır. Bir zamanlar Pablo Picasso, Claude Monet gibi dünyaca ünlü ressamlar bu bölgede birçok ünlü çalışmaya imza atmıştır. Ressamlar Tepesi, 1800’lerde ressamlar dışında heykeltıraşlara, yazarlara ve şairlere de ev sahipliği yapmıştır. Zamanında şehrin dışında kalan bu bölgenin ucuz olması o dönemki sanatçıların buraya yerleşmesindeki en önemli etken olmuştur. Üstelik bölgedeki sosyal kuralların sıkı olmaması da sanatçıların burayı tercih etmemesinin bir diğer nedenidir.

Konkort Meydanı

Konkort Meydanı(Place de La Concorde), Paris’in en büyük ve ünlü meydanıdır. Tuileries Bahçeleri ile Şanzelize Caddesi arasında yer alır. Kral XV. Louis’in emriyle yapılan meydan 8 hektardan büyük olup sekizgen yapıdadır. Kraliyete karşı yapılan Fransız Devrimi sırasında meydanın ortasında bulunan Louis heykeli meydandan kaldırılmış ve buraya giyotin konulmuştur. 1792 yılında yaşanan olaylar sonucunda aralarında XVI. Louis’in de bulunduğu 1119 kişi (kimi kaynaklarda 2800 ya da 4000 kişi) giyotin ile idam edilmiştir.

Orsay Müzesi

Orsay Müzesi, Paris’in mutlaka görülmesi gereken müzelerinden biridir. Müzede 1848-1914 yılları arasındaki Avrupa tablolarını, heykelleri ve fotoğraflarını görebilirsiniz. Orsay Müzesi’nin önemli özelliklerinden biri de bulunduğu yapıdır. Müze binası, ilk olarak 1900 Paris Evrensel Sergisi için tren istasyonu olarak yapılmıştır. 1939 yılında işlevini tamamlayan yapı yıllar boyunca çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. 1970 yılında yıkımı gündeme gelen bina, 1977 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Günümüzde Orsay Müzesi şehrin en önemli müzelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Paris Katakombları

Paris’in orta yerinde, kendi halinde bir yapının küçük kapısından içeri girdiğinizde yeraltında bambaşka bir dünya göreceksiniz. Paris’te yeraltı mezarlarının bulunduğu çok özel bir yer, Catacombes.

Catacombes (katakomb) yeraltı mezarlığı anlamına geliyor ve burası Paris’te gezip görebileceğiniz en enteresan yerlerden biri. Burası aslında Paris’i Paris yapan o binaların yapımında kullanılan sarı kalker taşının çıkarıldığı eski taş ocaklarından biri. Normalde kilometrelerce uzunluğunda tünellerden oluşuyor ama günümüzde sadece iki kilometrelik bir bölümü geziliyor. Ve gezdiğiniz bu yerler sadece taş ocağı tünelleri değil, yeraltı mezarlığı şeklinde düzenlenmiş galeriler var.

Paris’in pek çok bölgesinde yüzlerce yıl ölülerin gömüldüğü mezarlıkların, zaman içinde salgın hastalıkların kaynağı olarak görülmeye başlanması üzerine gelen şikayetler sonucu 9 Kasım 1785’te alınan bir karar sonucunda boşaltılmasına karar verilmiş. Boşaltılan ilk mezarlık, Cimetière des Innocents yani Innocents (Masumlar) Mezarlığı olmuş. Innocents Mezarlığı’ndan çıkarılan kemikler bugün Denfert-Rochereau‘nun altında bulunan taş ocaklarına tek tek taşınmış. Üstelik bu kemik taşıma işlemi tek bir mezarlıkla sınırlı kalmamış, o dönemde Paris sınırları içinde kalan pek çok mezarlık istimlak edilerek ölülerin hepsi buraya taşınmış.

Salgın hastalıklardan korunma ve istimlak ihtiyacı nedeniyle kaldırılan bu mezarlıkların tümden yok edilmemesi bir anlamda ölüye saygı gibi düşünülse de, bir zamanlar kanlı-canlı birer insan olan bu ölülerin, şimdi bir sanat eseri gibi tek tek bu eski taş ocağı galerilerine yerleştirilmiş olması ve hatta günümüzde “gezilecek yerler” arasında yer alıyor olması da bir o kadar tüyler ürpertici bir durum.

Zafer Takı

Champs-Elysees‘nin başında tüm heybetiyle yükselen bu anıtın yapımına Napolyon’un emriyle 1806’da başlanıyor ve anıtın tamamlanıp açılması ancak otuz yıl sonra 1836’da mümkün oluyor. 12 tane yolun kesiştiği meydanın (eski adı Place de l’Étoile, yeni adı Place Charles de Gaulle) tam ortasında bulunuyor.

50 metre yüksekliğindeki bu yapı dört ana ayak üzerine temellendirilmiş, eski Roma imparatorlarının kazandıkları zaferlerin anısına yaptırılan taklardan esinlenerek Avrupa’da krallar ve imparatorlar tarafından yaptırılmış pek çok zafer takından biri ama en güzeli.

Pompidou Kültür Merkezi

Paris’in en tartışmalı yapılarından biri, adını Fransa’nın İkinci Dünya Savaşından sonraki ikinci Cumhurbaşkanı George Pompidou’dan alan yapı 1977’den günümüze 150 milyonu aşan sayıda ziyaretçi çekmeyi başarmış çok ilginç bir kültür – sanat merkezi. Fransa’da özellikle cumhurbaşkanlarının kültür sanat konularında anıtsal yapılar inşa ettirmeleri bir gelenek. Evet, genel algı bu binanın bir modern sanatlar müzesi olduğu yönündeyse de aslında Centre Pompidou aynı zamanda dev bir kütüphane, sergi salonları, kafe ve restoranlardan oluşan çok kapsamlı bir kültür merkezi.

Pantheon

Paris’in 5. bölgesi, Quartier Latin olarak geçen bölgede bulunan Pantheon’un yapımına 1758’de, o dönem ölümcül bir hastalığı atlatan XV. Louis’nin emriyle, bir çeşit şükranlarını sunma amacıyla başlanmış ama açılışı 1789’da yapılabilmiş. Pantheon Paris’in Koruyucu Azizesi Sainte-Genevieve‘e ithafen, bir kilise olarak hizmete açıldıysa da yine aynı yıl Fransız Devrimi sonrasında kilise olarak kullanılmasına izin verilmemiş.

Fransız Devrimi sonrası Panthon’un, Fransa’nin önde gelen düşün-sanat ve bilim insanlarının ebedi istirahatgahı olacak bir anıt yapı olarak kullanılmasına karar verilmiş. Tarihte birkaç kez yeniden kiliseye dönüştürülmüşse de halen 83 metrelik bir anıt yapı olarak Paris’in Sainte-Geneviève tepesinde tüm heybetiyle kenti selamlıyor.

Pont Des Arts – Sanat Köprüsü

Seine Nehri üzerindeki 37 köprü arasında en meşhurlarından biri, Pont des Arts (pon dezar ya da pon dezağ) “Sanat Köprüsü” ya da “Sanatlar Köprüsü” olarak çevirebileceğimiz bu isim, bir dönem aşıkların astığı kilitler nedeniyle köprünün Pont des Amoureux (pon dezamurö ya da pon dezamuğö) yani Aşıklar Köprüsü olarak anılmasına neden olmuş. Paris’i ziyaret eden sevgililer, aşklarının ölümsüz olması için bu köprüye asma kilit takmaya başlamış ve kısa zamanda bu gelenek öyle yaygınlaşmış ki köprüde kilit asacak yer kalmamış. O kadar ki sokak lambalarına bile kilit asmaya başlamışlar. Daha sonraları köprü ağırlığı kaldıramaz diye tüm kilitleri söktüler ve camdan bariyerler yaptılar. Şuan insanlar halen kilit asma geleneğini devam ettiriyorlar. Kilit asılacak bir yer bulunsun yeter ki.

Versay Sarayı – Müzesi

Yapımına 1661‘de Av Köşkü olarak başlanan, daha sonra zaman içinde büyüdükçe büyüyen, yayıldıkça yayılan, dev bir saray kompleksine dönüşen yapı, aynı şekilde uçsuz bucaksız bahçesiyle de dillere destan bir hal almış. Halen Avrupa’nın en büyük sarayı unvanını koruyan Versailles Sarayı (versay ya da veğsay) 6 hektarı aşan büyüklüğü ile, 2.300 odalı inanılmaz bir yer.

 

Paris’te Ne Yenir?

Çok zengin bir mutfağa sahip olan Paris kentinde yiyecek-içecek kültürü bir hayli çeşide ve öneme sahiptir. Türk mutfağının aksine domuz eti ve salyangozun çeşitlerini Paris mutfağında çokça görebiliriz. Sokak atıştırmalıklarından ana yemeğine, içeceğinden tatlısına, kendine has bir tarzı mutfağına yansıtan Paris, çok keyifli menüler sunuyor.

Confit de Canart: Ördek konfi, Paris mutfağının vazgeçilmezleri arasındadır. Dövülmüş sarımsak ve tuz ekleyerek kendi yağı ile uzun bir süre pişirilen ördek eti, pişirildikten sonra yanında fırınlanmış patates, dağ kekiği gibi ürünlerle servis edilebiliyor.
Salyangoz(Escargot): İçerisine krema, maydanoz, tuz, karabiber atılan salyangozlar tereyağı ile karıştırıp fırında kısa bir süre pişirildikten sonra servis ediliyor.
Krep: Paris’te neredeyse her caddede bulabileceğiniz yiyeceklerin başında yer alan krep, tatlı ve ya tuzlu çeşitleri bulunabiliyor.
Kurbağa bacağı: Ülke mutfağında önemli bir yere sahip olan kurbağa bacağı; iyice temizlenip kızartılıyor. Üzerine kekik, tereyağı ve sarımsak ekleniyor. Kızartılmış ekmek ile servis ediliyor.
Soğan Çorbası: Et suyu, soğan ve un ile yapılan çorbayı kızartılmış ekmek ile birlikte servisini görebilirsiniz.
Croque Monsieur-Madame: Salam ve eritilmiş peynir ile yapılan bir çeşit tost diyebiliriz. Artık ülkemizde de çokça görebildiğimiz bu tostlardan Croque Monsieur salam ve peynirli olanı, Crouqe Madame ise bunlara ilave üzerine yumurta kırılmış halidir.
Steak Tartare: Sinirleri ayıklanmış bonfile etini en küçük parçalara ayırarak yan malzemeleri olan kıyılmış biber ve maydanoz ile karıştırılıp ekmek üzerinde servis edilir. Üzerine çiğ yumurta da kırılan steak tartare çiğ yenilen bir et türüdür.
Entrecote: Dananın en lezzetli yerlerinden biri olan Antrikot etini Paris mutfağında çokça görebiliriz.
Foie Gras: Ördek yağı, arpacık soğanı, tuz ve karabiber ile pişirilen kaz ciğeri, kızarmış ekmek ve bal ile birlikte servis ediliyor.
Tartalette: Küçük küçük envai çeşit tartları Paris mutfağında çokça karşılaşabilirsiniz.
Croissant: Ülkemizde de çokça yayılan kruvasan, Paris’te kahvaltılarda çok tercih ediliyor.
Steak Frites: Çeşitli sebzelerle birlikte servis edilen ızgara biftek
Beef Bourguignon: Kırmızı şarapta bekletilmiş biftek, sarımsak, soğan, mantar ve taze sebzelerle hazırlanıp servis ediliyor.
Nicoise: Genellikle marul, domates, haşlanmış yumurta, ton balığı, zeytin, ançuez ve yeşil fasulyeden oluşan bir salata.
Ratatouille: Karabiber, kekik, nane ve diğer baharatlarla tatlandırılan bir sebze yemeği. Yüksek ısıda, çok az yağla kısa sürede pişirilen sebzeler daha sonra fırınlanıyor.
Cassoulet: Ördek, domuz, keçi veya inek etiyle kuru fasulyenin yavaş ve çok uzun sürede pişirilmesiyle elde edilen bir yemek.
Iles Flottantes: Adı vanilya sosu içerisinde yüzen bezelerden dolayı aslında “yüzen ada” anlamına gelen tatlı klasik bir tatlı.
Clafoutis: Meyve sosu içerisinde kek denilebilecek Clafoutis’in orjinali kirazla yapılıyor. Ancak mevsimine göre farklı meyvelerle yapılmış seçenekler de son derece yaygın
Sufle: İçi erimiş çikolatadan oluşan kakaolu kek.
Creme Brulee: Paris mutfağından dünyaya uzanan bu tatlı yapımı için; toz şeker ve vanilya ile karıştırılan yumurtası sarısı kaynatılmış süt ve kremaya ekleniyor ve bunlar tereyağı ile karıştırılıyor. Fırında uzunca bir süre pişirildikten sonra üzerine esmer şeker ekleniyor. Meyvelerle, nane yaprakları ile bir kapta servis edilebiliyor.
Makaron: Paris’te rengarenk ve çok fazla çeşidi bulunan makaronlar çay ya da kahvenin yanında çokça tercih ediliyor.

 

Paris’te Ne İçilir?

Soixante Quinze: Cin, şampanya, şeker ve limon suyu ile oluşturulan bir kokteyl.
Café au Lait: Bir tür sütlü kahve.
Cıtron Pressé: Buzla dolu uzun bir bardakta taze sıkılmış limon, su ve şeker karışımı bir içecek.
Kır/Kır Royal: Şampanya kadehinde servis edilen, beyaz şarap veya şampanya ile Crème de cassis (kan renginde, tatlı, kuş üzümü aromalı bir likör) karışımından oluşan bir aperatif kokteyl.
Pastıs: Güçlü bir anason veya meyan kökü tadı olan, tipik olarak sütlü, canlandırıcı bir tad oluşturmak için maden suyu ile seyreltilerek yapılan bir içecek.
Chocolate Chaud: Sıcak çikolata veya sıcak kakao, genellikle eritilmiş çikolata veya toz kakao, sıcak süt veya su ve şeker içeren sıcak içecek.
Lea D’Asco: Absint, cin ve lillet likörü ile oluşturulan bir içecek.
Sherry Cherie: Curracao likörü, demirhindi suyu ve şampanya ile oluşturulan bir içecek.
Capri C’est Fini: Kiraz domatesleri, fesleğen, balzamik sirke, şeker kamışı ve Rom ile yapılan bir kokteyl.
Tijuana Swizzle: Tekila, biber şurubu, kayısı, zencefil ve misket limon ile yapılan bir kokteyl.
Chamber G n T: Citadelle cin ve Feverfew tonik ile yapılan ve bir menekşe ile süslenmiş içki.
Bloody Mary: Taze üzüm domatesleri, barbekü acıları ve kızılcık suyu ile yapılan bir kokteyl.
1789 Bastille: Bastille viski, baharatlı bir aperatif olan Bonal Quina ve Lillet ile oluşturulan bir içki.
La Piste Verte: Meyve suyu, votka ve bal karışımı bir içecek.
Bordeaux: Yerel şarap markası
Cote du Rhone: Yerel şarap markası
Corbier: Yerel şarap markası
Muscadet: Yerel şarap markası

Paris Gece Hayatı

Eğlence ve lüks bir araya gelince Paris’te sabahlar olmak bilmiyor. Gece hayatı için Avrupa’nın en tercih edilesi şehirlerinden biri tabii ki de Paris. Birbirinden güzel bar, pub ve gece kulüpleri ziyaretçilerini bekliyor.

Bastille bölgesi Paris’te gece hayatı denildiği zaman akla gelen ilk yer. Sayısız bar ve gece kulübü bulunan bu bölge her zaman kalabalık. Sabahın ilk ışıklarına kadar eğlence durmuyor.

Barrio Latina: En bilindik gece kulübü. Tam 4 katlı ve her katında farklı tarzda müzik çalıyor. Giriş ücreti 20 Euro.
Buddha Bar: İsminden de anlaşılacağı üzere içerde Buda büstlerinin yer aldığı, harika dekora sahip mekan. Pek gece kulübü havası olmasa da ortamı gayet iyi.
Duplex: Öğrencilerin vazgeçilmez mekanı. Salı günleri tüm öğrenciler burada buluşuyor. Ayrıca uluslarası öğrenciler için gece 00:00’a kadar giriş ücreti yok. Çok katlıdır. Harika müzikler ve fazlası için kesinlikle tavsiye edilir.

Şanzelize caddesinin çevresinde ve caddede bulunan gece kulüplerinin neredeyse tamamında face control uygulaması var. Ayrıca clublar beklediğinizden çok daha pahalı. Queen Club, Le Club 79, Black Calavados tercih edilebilir mekanlar.

Pigalle bölgesi striptiz clublar, sex shoplar ve fazlasıyla ünlü bölgedir. Gece kulüplerinde erotizm her zaman ön plana çıkar. Aynı şekilde bölgede bulunan saunalarda da durum aynıdır. Ancak eğlence anlayışı gerçekten çok farklı.

Moulin Rouge: Büyük ihtimal daha önce fotoğraflarını gördüğünüz bu yapıda harika showlar düzenleniyor. Dansçı kızların harika uyumu ve erotizmi sanata çeviriş halini görmek istiyorsanız kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Giriş biletleri 100-200€ civarında.
Le Lido: Moulin Rouge’a benzer konsepte sahip mekan. Yine sunulan dans şovları sizi çok etkileyecek. Sahne bir anda alevlerle kaplanıyor, bir anda havuz oluyor, bir anda buz pisti. Dans ise asla durmuyor! Giriş bileti ücreti 100€’dan başlıyor.

 

BAŞVURU YAP!

 

 

Anahtar Kelimeler: Paris Gezi Rehberi, Paris’te Görülecek 10 Yer, Paris Hakkında Bilinmeyenler, Büyük Avrupa Turu, Otobüsle Avrupa Turu, Otobüsle Büyük Avrupa Turu, 2020 Otobüsle Avrupa Turları, Avrupaya Otobüsle Tur, Tüm Avrupa Turu, Otobüsle Avrupa Turları.

Sosyal Medya'da Paylaş

Yorum Yaz

Your email address will not be published. Required fields are marked *